Ana sayfa   |  Ziyaretçi Defteri  |  Resimler  |  Ağar |  KKYDS |  Dosya Paylaşım  |  Rehber |  Tarihçe

 

SUSMA, SUSTUKCA SIRA SANA GELECEK !

Bir alman tv kanalinda yayinlanan bir seri filmin konusu olarak, Alevi toplumunu rencide etmek için atilmis ve yüzyillardir sürdürülegelmis bir iftiranin seçilmis olmasina Aleviler, Köln kentinde 50 bin kisilik muhtesem bir protesto mitingiyle cevap verdiler. Alevilere yönelik igrenç saldirilari tertipleyenler bir kez daha görmüs olmalilar ki, Aleviler, kendilerine reva görülen haksizliklari bosa çikarmayi, bunu yapanlari yaptiklarina pisman ettirmeyi artik ögrenmislerdir. Üstelik bunu, ögretileriyle uyumlu olarak, siddete basvurmadan, kendilerine reva görülen musibeti kendileri için hayra, bu musibetin tertipçileri için kayba vesile ederek yapmaktadirlar.

Nasil ki, Madimak katliami, kendilerine yönelik yüzyillardir sürdürülegelen her türden saldirilara dur diyebilmek için örgütlenenmenin artik geciktirilemez oldugunu kesin olarak idrak etmelerine ve bu yönde örgütlenmeye  güçlü bir ivme kazandirmalarina vesile teskil ettiyse, Almanya da ve bütün Avrupa da da, bu igrenc konulu filmin arkasindakilerini ve onlarin gerçek niyetlerini açiga çikararak, Alevi toplumunun çagdas ve aydinlanmis bir toplum oldugunu, alman medyasinin bile takdir etmek zorunda kaldigi, en ufak bir taskinlik yapmadan gerçeklestirdikleri demokratik tepki verme haklarini kullanma biçimleriyle, gösterme vesilesine dönüstürmüslerdir.

Nasil ki, Madimak katliaminin sorumlulugunu tasiyanlar, bir insanlik suçu yüzünden Sivas in üzerine kapkara bir gölge çöreklenmesine yol açtilar ve 15 senedir bunu dagitabilmeyi basaramayip, bu karanligin içinde küçülmeye devam ediyorlarsa, Almanya da yapilan bu igrençligin arkasindakiler de, Alevileri karalamayi basaramayip, aksine daha da yol almalarina vesile olacaklar ve kendi basit ve igrenç oyunlarinin altinda ezileceklerdir.

Evet, Almanya daki bu olay, küçük ve kirli bir oyundan baska birsey degildir. Her ne kadar filmi yapanlar, ensest iliskisinin her toplumun unsurlarinda vuku bulabilecegini, bu filmde alevi bir ailenin seçilmis olmasinin tamamen bir tesadüf oldugunu iddia etseler de, Alevilerin aydinlik yüzlerinden rahatsizlik duyan karanlik güçler tarafindan uydurulmus "mum söndü" iftirasina karsi, bu toplumun yüzyillardir mücadele verdiginden haberdar olmamalari mümkün olamaz. Bu çirkinligin, Alevilerin Avrupa nin birçok ülkesinde inançlarini resmi düzeyde bagimsiz bir inanç sitemi olarak kabul ettirmelerinden ve Almanya da aleviligin okullarda ders olarak okutulacak olmasindan ve bunun Avrupa nin diger ülkelerine yayilma egilimi göstermesinden rahatsizlik duyan Türkiye kaynakli güçler tarafindan tertip edildigine hiç süphe yoktur.

Almanya da vuku bulan bu çirkin olay bir seye daha vesile olmustur. Türk resmi makamlarinin, gerek anavatan, gerekse de Almanya daki temsilcilikleri düzeyinde, Alevi toplumuna bakisi konusunda turnosol kagidi vazifesini görmüstür. Bugüne kadar, genel olarak müslümanlikla ilgili en küçük bir elestiriye bile, büyükelçisinden basbakanina kadar, üzerlerine vazife olmadigi halde en sert tepkiyi verenler, temsil ettikleri Türkiye halkinin bir parçasi olan Alevi toplumununa yönelik bu igrenç saldiri karsisinda killarini bile kipirdatmamislardir. Bu tutumlariyla ya bu saldiridan rahatsiz olmadiklarini, çünkü Alevilerin kendilerini ilgilendirmedigini, onlari temsil etmek gibi bir niyetleri olmadigini göstermek istiyorlar ( bu çirkinlik karsisinda belki ellerini bile ogusturuyorlardir, demeye dilim varmiyor), ya da konunun tepki vermeye degmeyecek kadar ehemmiyetsiz oldugunu düsünmektedirler. Halbuki Alman Disisleri Bakanligi bu filmi yapanlari Alevilerden özür dilemeye çagirirken, bazi eyalet hükümet temsilcilerinin alevi kuruluslarini gönül almak amaciyla ziyaret etmeleri, konunun hiç de yabana atilmayacak kadar önemli oldugunun, Aleviler disindaki unsurlar tarafindan bile teslimi anlamina gelmektedir.

Böylece, basbakanin alevi kökenli birkaç devsirmesiyle birlikte "alevi açilimi" adiyla sahneye koymaya çalistigi politikanin da, bir kandirmaca, asimilasyon ve ikiyüzlülükten baska birsey olmadigi birkez daha ortaya çikmistir. 12 Eylül fasistlerinin yeniden yapilandirdigi TDK nin sözlügünde ve AKP nin okullara önerdigi yardimci ders kitaplarinda Alevilerle ilgili asagilayici kavramlar ve cemevlerinin ibadet yeri oldugunu reddedip Alevi köylerine zorla cami dayatmalari, bu ikiyüzlü ve asimilasyoncu politikanin yüzyillardir oldugu gibi halen kesintisiz sürdügünün açik göstergesidir.

Demokratik bir ülkede, toplumu olusturan bütün unsurlarin birbirlerinin inançlarina, kültürlerine saygi göstermeleri, demokrasinin olmazsa olmazlarindan biridir. Neyin inanç, hangi yapinin ibadet kurumu olabilecegine karar vermek, laik bir ülkede, basbakanin veya diger politikacilarin üzerlerine vazife degildir. Devlet bütün inançlara karsi, hangi oranda  çogunlugu olusturuyor olurlarsa olsunlar, ayni mesafede olmalidir. Bir ülkede toplumun bir kesiminin inançsal ve kültürel olarak toplumun diger kesimleri üzerinde, hele de devlet destekli bir tahakkümü sözkonusuysa, o ülkede demokrasiden ve insan haklarindan söz edilemez.

                                                                                                                                             Haydar Özdemir

 

Sevgili Hrant,

Varliklarinin devamini kan ve zulme endekslemis odaklarca aramizdan koparilisinin üzerinden bir yil geçti. Bu bir yil içinde senin ölüm fermanini hazirlayan ve gerçeklestiren katil sürülerinden hesap soruldugunu, bunun sayesinde artik bir daha Hrant´larin bu kadar kolayca bizden koparilamayacagini bilmenin bize verdigi yürek ferahligiyla, her ne kadar senin yoklugunun yarattigi bosluga alisamamis da olsak, bir nebze teselli buldugumuzu sana söylemeyi ne kadar isterdik

 Oysa bu ülkede milliyetçilik ve din adina onyillardir ekilen ekilen kin ve nefret tohumlarinin bizim sandigimizdan bile daha fazla ürün vermis olduguna tanik olduk.

 Ahlaki ve insani deger yargilarinin kitlelerin gözünde basitlestirilmesi ve degersizlestirilmesi için yapilanlarin ne kadar da etkili olmus oldugunu görmenin dayanilmiz acisini yasadik.

Toplumun gözüne kan perdesi çekme politikasinda nasil da sonuç alinmis oldugunu gördük. Öyle ki, karistirilmis körpecik beyinlerin karmasik düsüncelerinin bedenlerindeki kani kullanarak yaptiklari bayragin, ülkenin en sorumlu davranmasi gereken unsurlarinca bir gurur ve promosyon malzemesi yapilmasini hayretle ve ülkemizin içine düstügü acikli durum adina üzüntüyle izlemek durumunda kaldik.

 Bu ülkede artik güvercinlere bile kiyilacak kadar insani duygularin yara aldigini görmenin yürek sizisini hissettik.

Aslinda sasmamak gerek, sevgili Hrant. En küçük insani degerlerden bile yoksun, yürekleri kapkara bu küçücük yaratiklarin, senin gibi kocaman yürekli, insan ve yurt sevgisi isiginda yasamina ve düsüncelerine yön veren büyük bir insana tahammül etmelerini beklemek mümkün müydü ? Sen ki,       

    Avrupa Birliği süreciğinin ilerleme raporları ile gündemin üst sıralarına tırmandığı günlerde, görüştüğün yabancı siyasetçi, diplomat ve gazetecilerin tüm ısrarına karşın azınlıkların ya da Türkiye Ermenilerinin sorunlarına değil, ülkenin demokratikleşme mücadelesine getirirdin sözü ille. Mesajın açıktı: "Ben bu süreçte Türkiye vatandaşı kimliğimi Ermeniliğimin önüne koyarım. Ülkem iyiye gitmezken benim sorunlarıma dış dayatmalarla zorlama çözüm arayışları züldür ve tarih, böylesi denemelerin yol açtığı trajik acılarla doludur."

                                                                                                              Karin Karakasli ( AGOS, 26 Ekim 2007) 

 deyişindeki gibi her firsat ta da yurtseverliğini ve ilkeli durusunu cümle aleme ispatlamis büyük bir insandın. Onlar ise sadece kandan nemalanan küçücük yaratiklar.

Yüzbinlerin katildigi cenaze töreninde saygideger esin sevgili Rakel´in isaret ettigi "bebekten katil yaratan sistem"i, aradan geçen bir yilda, degistirmek yönünde önemli mesafe katedildigini sana müjdelemeyi ne kadar isterdik.

 Katledilisinin birinci yildönümünde saygideger esin Rakel´in, katledilisinin sorumlularinin ortaya çikarilmasi ve hesap sorulmasinin, adaleti gerçeklestirmekle yükümlü makamlarca, bilinçli ve sistemli olarak savsaklanmasi karsisinda,  "Kan sesini ancak adalet durdurur" seklindeki haykirisi üzerine, keske, "Bu ülkede adil bir sistem kurulmasi konusunda umutluyuz" diyebilecek kadar iyimser olabilseydik.

Sana karsi mahcubuz Hrant. Bu ülkede sirtlanlar bütün kösebaslarina öylesine çöreklenmisler ki... Güvercinler ise öyle tedirginler ki...

Mahcubuz.Affet bizi...

                                                                                                      Haydar Özdemir ( 19 Ocak 2008 )