Kayacık Köyü Resmi Web Sayfası

İsimler genel olarak doğadan, doğa olaylarından, doğanın fiziksel ve coğrafi yapısından alıntılarla şekillenir. Köyümüz de ismini, her bahar mevsiminde köyümüzü daha da güzelleştiren, Holos diye bilinen mor mor çiçekler açan bitkiden(Mor-meni) almıştır. Meni ermenice Çiçek anlamına gelmektedir. Mormeni ismi zaman içerisinde uğradığı değişimlerle Murmana halini almıştır. 1940'lı yıllarada köy isimlerinin değiştirilmesi ile doğal yapısı sebebi ile Kayacık ismini almıştır.

Bu Su Artık Böyle Akmayacak

image

Bir kolu Norşun'dan Bir kolu da Venk'den doğup, belkide Murmanayı Murmana yapan, çocukluğumda diktiğim ağaca can veren suyuma dokunma!

Köyümüz "Taşlık" mevkiinde faaliyet gösteren Ferrocom adlı maden şirketi haddini adeta aşarcasına kirli ellerini tertemiz suyumuza batırmaya çalışmaktadır. Köyümüzün en verimli arazilerini yok ettiği yetmiyormuş gibi şimdi de sıra sularımıza geldi. Venk çayı suyunu kullanarak çıkartıığı madeni yıkamayı planlayan firma mahkeme süreci devam ederken çalışmalarını sürdürmeye devam etmektedir. Ve her ne hikmettir hiçbir yetkili kurum bu firmaya dur dememektedir.

Su ölçümünü suyun en bol olduğu aylarda yaptırararak krumları yanıltmakta olan firma su kullanım haklarından bi haber olsa gerek. Bu ölçümler en az bir yıl boyunca belirli periyotlala yapılıp ortalama debi esas alınmalıdır. Oysa usulüne uygun yapılmayan ölçümlerle gerçeğinden çok farklı bir sonuç ortaya çıkarmıştır.

Önce Kogalar gitti, sonra Gıdırın Çayırı, Taşlık gitti, Şimdi suyumuza göz diktiler. Dur demek için daha neyi bekliyoruz...

.....................................................................................................................Eser Onur Erdoğan

MURMANADAN HABER VAR!!!

Yaklaşık kırk yıldır göremediğim Murmana'nın kışını görmek üzere Murmana'ya gittim.28 Aralık 2012 tarihinde Ankara'dan saat 18:00 de yola çıktım. Hem de trenle 29 Aralık 2012 günü saat 08:00 de Divriği de, saat 10:30 da da Murmana 'dayım. Murmana 'da karsız kışı da karlı kışı da gördüm ve 07.01.2013 günü akşam kar yağarken köyden ayrıldım. Şimdi Ankara 'dayım. 
Söz konusu bu geziyi kardeşim Nesimi ile yaptım. Nesimi ile oturup Köydeki Programız başlığı altında kendimize bir program yaptık. Köyde ve köydeki arazi gezilerimiz sırasında gördüklerimi, bölüm bölüm Murmana Nette sizlerle paylaşmaya çalışacağım. 

Bu bölümde; ilk iki günü paylaşmak istiyorum. Programız Şöyle: 
1.Gün(29 Aralık 2012):Bahçeler(Kumluk,Navrik,Karşı Sulu,Gebanın Dibi) 
2.Gün(30 Aralık 2012): Köy-Geban'ın Başı-Pakiş Deresi-Eşkın Pınarı-Devçan-Silebet Çukuru-Çorak-Murmanik-Venk Çayı-Venk-Tapurlu-Venk Çayı-Çaylar-Murmana 
Yukarıda güzergahı belli(2.Gün) olan yolda, gezi sırasında gördüklerimizi (Güzergah boyunca fotograf ve video çekimi yapılmıştır.) size evden çıkışımızdan itibaren anlatmaya çalışacağım. 
Saat 10:00 sularında Nesimi 'nin evinden yola çıktık. Dönence Parkı 'nın oraya kadar hiç kimseyle karşılaşmadık. Orada Mustafa Yıldırım ve Fatma Kutlu (Köyde kaldığım 10 gün süresince de bir daha bunları göremedim.) ile karşılaştık. Ağabeyim Cafer Dalkıran 'ı inekleri yaymak üzere götürürken Gebanın Başı'nda gördük. Sonra yol boyu devam ettik. Damak Taşı'ında, Siddot 'ta maden üreten şirketin pasası ile karşı karşıya geldik. Pasa, Damak Taşı 'na dayanmıştı. Hem de Hasbahçe 'den itibaren devam eden dere içindeki yüzlerce kavak,ardıç,alıç ve diğer çalıları yutarak. 
Çıktık Tozluburun 'a aynı manzara. Ziyaret Taşı 'nı,   Eşkın Pınarı 'nı, oradaki dutu ve Eşkın Pınarı 'nın altından ayrılan Murmanik Yolu 'nu ara ki bulasın! Çeşmenin su toplanan taştan çanağı kırılmış. Kurna taş yığının altında can çekişiyor. Yolu hiç sormayın, hak getire! Taş yığınlarının üzerinden ah vah çekerek güçlükle geçtik. 
Göğburun 'dan İğdelerin oradaki sırta çıktık. Derin bir nefes aldık. Çekimlere başladım. İğdeler diyorum ya, iğde miğde yok orta yerde. Murmanik'in dereye kadar inen devasa toprak yığınından başka. Bizim köyün yolu nerede demeyin, yolu da hak getire! Döne döne Devçan 'ın yamaca çıktık, önümüzde maden sahası. Sahada; kırma,eleme vb. tesisler.(Gittiğimiz tarihte kış nedeniyle sahada çalışma yoktu. Onun için bize müdahale eden olmadı.) Köyden Daşlık 'a gidecek yol yok, yol tesisle kapatılmış. Devam ettik, Silebet Çukuru,Dabak ve Yarlar. Tarlarda ekin yerine bina bitmiş. Allah var, bu binalar ekinlerimizden daha boyluca! Dabak 'ta tam bizim tarlanın sınırındaki prefabrikten bir güvenlikçi ile iki köpek önümüze çıktı. Selamlaştık, konuştuk ve ayrıldık. 
Güvenlikçinin iki köpeği bize takıldı ve gün boyu ayrılmadılar. Çataloluk 'tan başlayarak Çorak 'ın çeşme ve Yarlar 'ın başından taa Karataş 'ın sırta kadar devam eden devasa bir boru. Hem de destursuzca tarlaları ve araziyi ikiye bölerek uzanan boru.Söz konusu borunun üzerinden Karaağaç 'ın orada atlayarak Çorak'ın çeşmeye vardık, su içtik. 
İndik Murmanik 'e. İsmail Ağa 'nın tarlası ve tarlanın yanındaki derenin içindeki kavakların yerinde, dağlar gibi yürüyen toprak. Yürüyen toprağın bir ucu derenini öbür tarafındaki bizim tarlada. Gelecekte; Venk Çayı 'nda, Gebanındibi 'nde, Çaylar 'da ve Karşı Sulular 'da .Hem de pek yakın zamanda olursa şaşmam! 
Murmanik 'in sırttaki tuz taşınının oradan bir başka devasa su borusunu takip ederek indik çaya. Çayda(Venk Çayı) ilkel bir gölet ve Siddot 'taki maden şirketine(Ferrokrom) su basmak için kurulan elektrik motoru doğanın ortasında tam bir ucube, gör de dayan. 
Yola devamla Venk 'e vardık. Oradaki harap edilmiş kiliseyi gezdik. Döndük Tapurlu üzerinden köye. Bu gezi sırasında; şantiyedeki iki köpek dışında(İğdelerin boynunda gördüğümüz 3-5 kekliği saymazsak.) tek bir canlı ile karşılaşmadık. 

3.Gün(31.Aralık 2012):Murmana-Divriği-Murmana, 
Divriği eski Divriği. Kayda değer yazılacak/söyleyecek de bir şey   yoktur.Sadece;Taşbaşı'nın yokuşu çıktıktan hemen sonra sağ tarafta temeli atılan bir cemevi projesi var o kadar. 
4.Gün(01.Ocak.2013):Murmana-Yazı-Mezarlık-İritaşlar-Bıliçik-Gezge-Givrana-Böküt-Bostandersi-Hırgoon Tutlar- Eşekdersinin Sırt-Ağcakaya-Dolap Gölü-Derindere-Murmana. 
     Yeni yılın ilk günü saat 10:20'da Nesimi'nin evinden hareket ettik. Sağımızda solumuzda boş veya ören halindeki evleri geride bırakıp, Zago'dan çimenliğe çıktık. Mezarlıkta kısa bir video çekimi yaptıktan sonra mezarlığın üst kapısından İritaşlar'a yöneldik. Mezarlıkta bulunan çeşmenin suyunun akmadığını sanırım belirtmekte yarar var. Bu çeşmenin su yolunu da gördüm.Bu suyun geleceği -iyi bir bakım yapılmazsa- tehlikede! Yol boyu zaman zaman fotoğraf ve video çekimi yaparak Bıliçik'in Sırt'a çıktık.İritaşlar'ın Sırt'ın Hıdırlezin Dere tarafında yayılan kiracıların 8-10 ineği saymasak,yol boyu tek bir kuş dahi görmedik. Yola devamla Gezge'ye vardık.Çeşmeden su akmıyordu.Yanıbaşında belli belirsiz su sızıntısı vardı. 
Kim bilir, hangi umutlarla çeşmenin üstündeki örenin tam ortası kazılmıştı. 
Aranılan umutları ve kuru çeşmeyi orada bırakarak,Karadere'nin sırta çıktık. Dağlar ipıssız, canlı yoktur.Bizim dağlardan hiç eksik olmayan keklikleri, ara ki bulasın! 
     Gezge'de ve Karadere'nin sırtlarda yoğun olarak davar izleri vardı. Söz konusu civardaki yerlerde ardıç ve diğer ağaçların filizlerinin davarlar tarafından yenildiğine tanık olduk.Sırttan Karadere'nin içine doğru daha önce izini gördüğümüz domuzların yatabileceğini düşünerek taş yuvarladık, attık. Ama maalesef umduğumuzu bulamadık. Oradan devamla Givranın sırta kar üzerinde yürüyerek çıktık. Karda,kurt,tavşan ve yoğun olarak davar izlerine rastladık.Nesimi,; davar izlerinin bir önceki güne, kurt izlerinin ise taze olduğu, yönünde görüş belirtti. 
Bu arada; Nesimi'nin tam bir doğa uzmanı olduğunu söylemekte yarar var, sanırım. Hangi hayvanın ne zaman nerede olabileceğini bildiği gibi, hangi izin hangi hayvana ait olduğunu çok rahat ayırt edebiliyor. Ve bu izlerin yeni mi eski mi olduğunu da anında anlıyor. Yolları ve dağdaki geçitleri de ezberlemiş, diyebilirim. 
Givrana'nın sırttaki bizim tarladan devamla kavakların oraya vardık.Bakımsız üç kavaktan bir tanesinin çapı yaklaşık bir metre kadardı. Kavakların bulunduğu yer, güneyde kaldığı için kar yoktu. Nesimi'nin önerisi üzerine kavakların dibindeki kesilmiş dallardan kendimize birer değnek edindik. Köye gelen çeşmenin üst tarafında güzel bir çeşme gördük.Çeşmeye gittik, su içtik. Çeşmenin sağ üst yanındaki top ardıçların budandığını fark ettik,o tarafa yöneldik.Ardıçların dibinde kazma ve kürek vardı. Ardıcın birinin dalında; poşet ve içinde demlik, şeker ve bardak. Bütün bunlar oranın bir yaşam alanı olduğunu gösteriyordu. 
Çeşmeden sonra önümüzde yokuş yoktu. Artık yokuştan kurtulmuştuk, lakin inmenin de çıkmak kadar zor olduğunu yine orada yaşadım. 
Karşı yamaçta, dört köpekli bir davar sürüsünün bize doğru geldiğini gördük.Nihayet davardan önce dört köpek nefes nefese bizim yanımıza kadar geldiler, Nesimi'nin 1-2 okşayıcı konuşması ve ısılığı ile köpekler,dik duran kuyruklarını indirerek   durdular ve hiç bir şey yokmuş gibi işlerinin başına döndüler. 
Nesimi,uzakta olan çobana .Sen Süleyman mısın?diye seslendi. Çoban; Evet; dedi. Süleyman'dan davarın Özdemir Mahallesi'de oturan Yalçın'a ait olduğunu öğrendik. Bu arada Givrana'daki çay malzemesinin kendisine ait olduğunu ve çeşmeyi kendisinin yaptığını, kendisinin 40 dolayında davarının olduğunu söyledi. Nesimi de ona; Aşağılara gelmeyin Süleyman ! dedi ve karşı taraftan da ,yok yok ,yanıtını aldıktan sonra -tahminen önünde- 200 kadar davar olan Süleyman'dan ayrıldık. 
Bazen kayarak, bazen düşerek, çeşmenin gözüne elimizdeki sopaların desteği ile bayır aşağı indik. Çeşmenin logar kapağının altından epeyce suyun taşıp Bostaderesi'ne doğru aktığını gördük, ama elimizde yapabilecek bir şey olmadığı için; o suyu ve hemen al tarafında yakılan çalılığı/kısmen ağaçları o halde bırakıp oradan ayrıldık. 
Böküt'te,Bostandersi'nde kesilen kavakların dalları arasından yürüyerek Hırgoon Tutlar'a, oradan Hacıgilin Güney'in altından Eşekdersi'nin sırta geldik.Hacıgilin Güney'de ve Ağcakaya tarafında epeyce ardıcın yetiştiğini söyleyebilirim. Sırtın güney yamacında azıklarımızı yedik. Ağcakaya tarafına geçmek üzere hareket ettiğimiz sırada dereden 3-5 keklik kalktı ve Aziz Ağa'nın tarlasına(Şimdi ardıçlı tarla olmuş.) kondu. Gezimizin bu noktasına kadar da hiç keklik görmemiştik. 
Ağcakaya'daki Aziz Ağa'nın tarlasının oralara kadar davarların sıklıkla geldiğinin teşhisini Nesimi yaptı. Zaten anlaşılmayacak gibi de değildi ya.Her taraf eski yeni davar iziydi. 
Ağcakaya'nın sırta çıktık,sırtta telefon görüşmesi yaptıktan sonra Dolapderesi tarafına döndük.Döner dönmez önümüzden 20-30 kadar bir keklik sürüsü kalktı. Kekliklerin arkasından binbir güçlükle Dolapgölü'ne indik.Suyun akış yönüne ters yönde yürüyerek İncir'in oraya kadar gittik.Çaltı(Böyükçay)Bizim çocukluğumuzda tam incirin olduğu kayaların dibinden akıyordu.İncir yemek için kayaların üzerinden yürüyerek incire varırdık.Oysa şimdi incirin önünde epeyce bir susuz alan oluşmuş. Bu alanı da bildiğimiz bitkiler doldurmuş. Çay ise; Koga'lar tarafından hemen demiryolunun altından akıyordu. 
Dolapgölü'nde, gördüğümüz taze bir kurt ve domuz izini epeyce sürdük ama maalesef Dolapgölü'ünden de elimiz boş ayrıldık. 
Dolapgölü'nün bitiminden itibaren devam eden ve Derindere olarak adlandırılan yerde -tabir yerinde ise- kavak/dut ormanın içinden geçerek,    bir arzunun yerine getirilmesi sevincini/huzurunu tatmış olarak eve vardık. 
Bu gezide; sevinilecek taraf, sahipsiz köyümüz dağlarının hemen her yerinde, 30-40 yıl öncesine göre epeyce ardıcın yetiştiğine ve büyüdüğüne tanık olmamızdı. 

..................................................................................................................... Muharrem Dalkıran